Deliliğin Dağlarında

Ayrılmamızın üzerinden 1.5 sene geçmesine karşın arasıra görüşüyorduk ve ikimizin de o sıralar sevgilisi olmadığından beraber geçirdiğimiz dizi dışı zamanların hatırası tekrar ağır basmaya başlamıştı. Açıkçası ayrılmayı ben istemiştim, çünkü ilişkimiz ( şayet bir münasebet denebilirse ) onun da kişisel tercihleriyle tamamıyla bir köle/efendi ilişkisi eksenine oturmuştu; ki hayatım boyunca en fazla istediğim şeyin bu olduğunu düşünsem de romantik açıdan bazı şeylerin zamanla yitip gitmesi fikrini dayanılmaz bulmaya başlamıştım. Bir kölenin kendi isteğiyle efendisini terk etmesi düşüncesi en fazla onun sinirlerini bozmuştu ve ben ayrıldıktan sonra uzun geceler saklı saklı bu tercihimden ötürü beni nasıl cezalandırdığını düşünerek kendimi tatmin etmiştim. Her şey posta kutumda ufak şişkin bir zarf bulmamla başladı yeniden. Zarfın üzerinde ad yoktu, zaten postayla gelmiş gibi de durmuyordu. Eve gidip zarfı açtığımda içinde ufak bir not ve giyilmiş bir çift külotlu çorap bulmuştum. ” Neye ihtiyacın olduğunu biliyorum, ne için yalvardığını ” sadece bunlar yazıyordu notta Ve uzun süre giyildiği anlaşılan o mübarek çorapları koklayarak kaç defa kendimi tatmin ettiğimi hatırlamıyorum bile. Postalar devam etti, kimden geldiğini biliyor dilek içinde yanıyor tekrar de gururuma mağlup düşerek icqdaki konuşmalarımızda bir şey ham gibi davranıyordum. Pis iç çamaşırları, bir hafta boyunca ayakkabısının içinde tuttuğu çiğnenmiş bir sakız, kullanılmış hela kağıtları ve mendiller. Eski efendimin günahkar tuzakları, hepsi beni art dönüşü olmayan bir yolu tekrar yürümek zorunda bırakan şeytani bir zekanın hediyeleriydi. Ve bir gün tekrar ona ait olmak, onun elinden istikbal ızdırap ve acıya ait hissetmek istedim. Dayanılmaz buldum bunu ve itaat ettim.

Kış mevsimiydi ve yıllık iznimi değerlendirerek Uludağa doğru bir yolculuğa çıktım. Bursada onunla buluşacaktım, tatil boyunca kalacağımız ve bir akrabasına ait sapa dağ evinde geçirecektik bütün zamanı. Sabırsızlık ve karmakarışık duygular içerisinde yolun nasıl geçtiğini anlamadım. Yol boyunca bana son gönderdiği hediyeyi ağzımın içinde geveleyip duruyor, aromasını bir an bile aklımdan çıkarmıyordum. Pahalı jipiyle aldı beni otogardan, surat yüze görüşmeyeli beni ayrı geçen yıllarıma binlerce kez pişman edecek kadar güzelleşmiş ve bilhassa bu görüşmemizde beni çılgına döndürecek kadar özenle hazırlanmıştı. Araca bindim ve yüzünde iri bir gülümsemeyle karşıladı beni. Her zamanki gibi öpmem için elini uzattı ve bende ince uzun parmaklarını öperek minnetimi dile getirdim. Yol boyunca havadan sudan bahsettik. Ama ben gözlerimi giydiği kara ten mini etek, ağ çorapları ve çizmelerinden alamıyordum. Kış mevsimi olmasına karşın hiç bir şeyden art kalmamıştı. Nasıl iştahla baktığımı gördükçe kara rujlu dudaklarında hor gören bir gülümseme vuku buluyordu. Tenha, sapa yollardan geçerek ufak dağ kulübesine ulaştık. Buranın dikkatle seçildiği ve belli bir amaca hizmet ettiği fazla belliydi. Bu evde ebedi gibi istikbal uzun bir süre boyunca keder çekecek, sahip olunacak ve feryadımı kimselere duyuramayacaktım. Ve bu beni heyecandan titretiyordu. Her zerrem yanımdaki bu şeytani tanrıçaya ait olabilmek için yanıp tutuşuyordu. Kulübenin önüne park ettik ve bagajı açarak valizlerini alarak eve getirmemi istedi, o da gidip kapıyı açtı. Oldukça ağırdı valizler ve içlerinde ne çeşit şeytani oyuncaklar olduğunu merak etmekten alamıyordum kendimi.

Kapıdan girdim ve valizleri yere bıraktım. Kapıyı arkamızdan sıkıca kilitledi ve ben evi incelerken başımın arkasına gelen katı bir vuruş ile sarsıldım. Ne olduğunu tahmin edemeden arkamı döndüğümde bir tokat patladı yüzümde. Ellerinin ne kadar katı ve gaddar olduğunu unutmuştum açıkçası. Sesimi çıkarmadım, ardı ardına tokatlar iniyordu yüzüme. Dizlerimin üzerine çöktüm kollarım vücudumun iki yanından direnmeden sarktığı halde ve beni mahvetmesine ruhsat verdim. Hiç bir şey söylemiyor sadece vuruyor, kasıklarıma tekmeler atıyor, yüzümü tırmalıyor, saçlarımdan tutup beni bez bir bebek gibi yere savuruyor, topuklularıyla vücudumu, yüzümü, aletimi ve karnımı çiğniyordu. Çok zor geçeceğini düşünebildim sadece o anda, fazla zor geçecekti bu vakit dilimi. Ve ben her saniyesine razıydım. Burnum kanamaya başladı, karlı çizmeleriyle kanlarımı yüzüme bulaştırıyor, kıymetli kanımın damlaları pis çizmelerini ıslatıyordu. Bana vurdukça alçalıyordum ayaklarının dibinde eski bir paspas gibi olana değin alçaldım, alçaldım. Hak etmiştim bütün bunları ve sonrasını. Ayaklarının dibindeki yerimi unutup ufak bir çocuk gibi şikayet etmiştim, ve bana her şeyi yeniden hatırlatma lütfunu göstermişti tanrıçam. Sürünerek çizmelerinin kara derisine surat sürdüm, ve öptüm.

” Affet, ne olur”

” Bu kadar kolay değil”

” Sen nasıl istersen, öyle olsun”

” Öyle de olacak ” gülümsedi dişlerinin arasından ” Bu sefer unutmamanı sağlayacağım ” ve burnuma bastırdı tabanını, ” şimdi doyasıya öp tanrıçanı ve ibadet et ”

Soyunmamı emretti sonrasında, ki bu olduğunda dağ evinin buz gibi zemininde kan revan içinde iki saat boyunca çizmelerine bulaşan kanlarımı temizlemiştim. O da bir şeyler atıştırmıştı. Benim ne vakit yiyeceğim tabi onun takdirine kalmıştı. Üzerimdeki her şeyi çıkardım soğuğa aldırmadan ( aldırsam ne olacaktı ki ? ), buz gibi odada soğuktan titreyerek bir sonraki emrini bekledim. Valizleri açmamı emretti. Ve tüylerim diken diken oldu. Orada gördüklerimi tanım etmem pek olası değil ama etkilerini zaten dinleyeceksiniz benden ve benim yerinde olmak için duyduğunuz dayanılmaz dilek hakkında bolca tereddüt edeceksiniz. İlk evvel boynuma uzun zincirli bir tasma taktı, sonrasında el ve ayak bileklerime uçlarında metal halkalar olan ten bileklikler. Bunu göğüs uçlarıma bağladığı metal testere dişli klipsler ve testislerime bağladığı ufak ağırlıklar izledi.

” Sana vakit kavramını unutturucam ufak bebeğim. Sadece bekle”

Sonra kulaklarımı macun kıvamında bir şeylerle tıkadı, böylelikle dışarıdan fazla az ses duyabiliyordum. Bileklerimdeki halkalara tutturduğu kalın bir zinciri ise tavandaki kalasın üzerinden bizzat ben geçirdim. Ufak bir makara sistemi ile vücudumun ağırlığı neredeyse tamamıyla bileklerime binecek kadar havaya kaldırdı beni, ayaklarımın arasına da metal bir bar bağlayarak bacaklarımı birbirlerinden ayırdı. Ne kadar savunmasız ve merhametine muhtaç durumda olduğumu izleyerek bir süre eğlendi benimle çevremde dolaşarak. Bu sırada sivri tırnak törpüsüne eş bir şey ile vücuduma ufak çizikler atıyordu. İşte buraya kadardı, belki de aka bir hata yapmıştım ve bu gecenin bile sonunu göremeyecektim. Ne kadar işkence göreceğimi açıkçası kestiremiyordum ve şimdiden bileklerim sızlamaya başlamıştı. Arkama geçti ve görme ile kısıtlı duyularım bir sonraki hareketini pek kestiremiyordu o anda. Kıç deliğimi parmağıyla zorladığını ayrım ettim, bu hiç hoşuma gitmemişti çünkü bu konuda fazla duygulu olduğumu ve sevmediğimi önceden biliyordu. Ama zaten amacı da buydu, bütün sınırlarımı sonuna kadar zorlayarak beni tamamiyle teslim almak. Yağladığını anladığım parmağı bütün kasılmalarıma karşın pekte zorlanmadan içime girdi. Kesinlikle hoş değildi bu. öbür eliyle testislerimi kavradı ve sıkmaya başladı. Ağzımdan çıkan keder dolu iniltiyi duyamıyor ama acıyı bütün bedenimde duyumsuyordum. Bir yandan parmağıyla arkamı kurcalar ve daha derine giderken diğeriyle testislerimi hoyratça sıkıyordu ve ben tavandan sarkan gergin zincirlerin ucunda tamamen insafına kalmış biçimde kontrolsüzce sallanıyordum. Acıdan gözlerim kararmaya başlamıştı ve gözlerimden yaşlar boşanıyordu. Parmağı artık tamamıyla içimdeydi ve bir ikincisini sokmaya kalkışmasından korkuyor bir yandan da testislerimde kalıcı bir hasar kalmasından kaygı ediyordum. Neyse ki kısa vadede beni acıdan bayıltmayı planlamıyor olsa gerek ki biraz ara verdi. Tekrar önüme geçti, sadistçe bir gülümseme vardı yüzünde. Kulaklarımdaki tıkaçları çıkardı.

” Ağzını aç ”

İtaat etmekten öbür şansım yoktu. Kıçımdan çıkardığı pis parmağını ağzıma soktu

” Temizle şu pisliği ”

Temizledim, kusmak istedim ama yapamadım korkumdan. Göğüs uçlarıma bağlı zincirlere asılmaya başladı şimdi de. Daha dayanılmaz değil ama kesinlikle fazla rahatsız edici ince pis bir sızlamaydı bu seferki. Birden sivri burunlu çizmeleriyle testislerime katı bir tekme patlattı, ciğerlerimdeki bütün hava keder ile boşaldı ve inledim.

” Öyle zavallısınki. Bana yeniden tapınabilmek için nelerini vermezdin ? Şimdi ise bunu bile tartışabilecek durumda değilsin bebeğim. ”

Bir tekme daha patlattı, her defasında keder ile ayaklarım yerden kesiliyor o da inadına göğüslerimdeki zinciri aşağı çekiyordu. Ne yaparsam yapayım acıya mani olamıyordum. Bir tekme daha. Kahkahalar atıyordu, şeytani ve ölümcül kahkahalar. Oyun değildi bütün bunlar, hayat biçimiydi. O anda anladım. Bir tekme daha, yalvarıyordum

” nolur, lütfen yapma ,. fazla üzgünüm ”

” Üzgün olmak yetmez köpek, perişan olacaksın ”

Bir tekme daha, ve gözlerim karardı. Bayıldım. Buz gibi bir vuruş ile açtım tekrar gözlerimi karanlığa. Şömineyi yakmıştı sanırım çünkü hava kararmıştı dışarıda ve ziya vuruyordu kulübenin duvarlarına. Ve sadist sahibim bir kova soğuk su ile uyandırmıştı beni. Ama onu göremiyordum, sanırım arkamda bir yerlerde titreyerek kendime gelmemi kıkırdayarak izliyordu. Başımı ağır ağır çevirerek etrafımı inceledim. Değişen bir şey yoktu, saatlerdir bu zincirlerin ucunda bağlı ve asılı durumda olmalıydım. Yeterince uyandığımı düşünmüş olmalı ki başımı yakalayarak arkaya doğru çekti ve kulağıma fısıldadı

” Yalvar bebeğim, ve çizmelerimdeki balçık kadar değersiz olduğunu ağla ”

” Ne olur Pelin artık dayanamıycam lütfen bir son ver buna ne istersen yaparım ”

” Ne istersem yapacaksın zaten bana yeni bir şey söyle ”

” Çizmelerinizdeki kir kadar değersizim efendim ”

Sırtımda sivri bir şey hissettim ve etime batırmaya başladı

“Sevgili kölem aciz beyninin durumu daha iyi kavrayabilmesi için açıklamama ruhsat ver. Günlerce burada beraber güzel saatler geçireceğiz ve sen bana ancak çizmemdeki balçık kadar değersiz olabileceğini mi söylüyorsun ? Daha adi olamaz mısın yani ? İnan bana sana öyle keder verici şeyler yapacağım ki hafta sona erdiğinde bambaşka bir mahluk olacaksın Seni kesmek için kesici aletler getirdim, ve erdemle kırbaçlayacağım seni. Daha sonra ayaklarıma kapanacak ve saatlerce sadece onları öpebilmek için yalvaracaksın. Ama ödülün ufak yanıklar olacak. Burada kimse seni duyamaz anlıyor musun ? Benimsin, önceden olduğu gibi. Her vakit olacağı gibi “

Cevap veremedim, sadece yutkundum. Elindeki sivri şey iyice etime girmeye başladı, ince bir kan sızdığını duyumsayabiliyordum sırtımdan. Sesimi çıkarmadım, boyun eğdim. Yalvarırım ne hak ediyorsam onu yapın bana, dilediğiniz gibi kullanın beni . Daha itaatkar olamazdım. Bunu hak ediyor musun bak bakalım Çok keder verici bir şey sürmeye başladı yaramın üzerine bu sefer, ve sanırım bu tuz du. Bu keder verici yöntemleri saatlerce araştırdığını düşünerek ürperdim.

” H-hha-hakediyorum e-fendim ” nefesim kesilmişti çektiğim ızdıraptan

” Demek öyle ”

Topuk seslerinden odanın içinde belirli bir yere gittiğini anladım, tekrar yanıma geldiğinde elinde şöminede iyice kızdırılmış ince bir şiş olduğunu gördüm. Diğerinde ise iç çamaşırı vardı. İç çamaşırını yüzüme yaklaştırarak burnuma dayadı, bugün için uzun süre giydiği ve yıkamadığı anlaşılıyordu. Hatta sanırım yeni çıkarmıştı çünkü tenine temas eden kısmının ıslaklığı yüzünden burnum nemlenmişti.

” Kokla bunu ” dedi. ” Sadece kokla, en ufak bir ses çıkarırsan canını daha feci yakarım ”

Ve kor gibi demirle vücudumu ufak ufak dağlamaya başladı, ben ise çamaşırından derin nefesler alırken gözyaşlarıyla yüzüm ıslanıyordu Tarifsiz bir keder ve yanık et kokusu ile terbiye ediliyordu zayıf düşmüş vücudum ve böylelikle iradem, erkeklik gururum, bütün benliğim an be an tanrıçamın istediği seviyeye yaklaşıyordu.

Beni ne kadar dağladığını hatırlayamıyorum, o vakit dilimi boyunca sislenmiş hafızam nedeniyle hatırlayamadığım birçok şey gibi. Vücudumda bir fazla noktanın aynı anda zonkladığını ve bu sırada 2 defa acıdan bayıldığımı, fazla geçmeden soğuk suyla ayıltıldığımı hatırlıyorum sadece. Şükürler olsun ki dayanıklı bir vücudum vardı ve bu da ızdırabımı uzatmaktan öbür bir şeye yaramıyordu. Ama işe yarıyordu, beni istediği noktaya getiriyordu yavaş yavaş, bambaşka bir şey oldu Tanrıçam gittikçe gözümde, tapılası ve itaat edilesi ulu bir varlık; bütün benliğimle tabi olduğum. Dağlama seansı bittiğinde 6-7 saattir tavandan asılı olduğumu tahmin ediyorum ki ellerim morarmış ve hissizleşmiş; ve öbür tarafı ile rahatça uğraşmak için henüz dokunmadığı vücudum uyuşmuş durumdaydı. Yanıklarıma iyileştirme hızı muazzam olan bir merhem sürmeye başladı. Ve sonra ellerime bağlı olan zinciri tavandan çözdü. Her şeyi bir ritüel edasıyla yapıyor ve pek fazla konuşmuyordu, ancak yüzünde donduğunu sandığım sürekli bir tebessüm ve aşağılama ifadesi olduğunu hatırlıyorum. Ayaklarının dibine yığılıverdi halsiz bedenim, çırılçıplak ve hala savunmasızdım. Ona karşı koymayı deneyebilir ve hatta aka ihtimalle bunu başarabilirdim de, ama istemiyordum. Çoktan irademi ele geçirmişti.

” Bu gece uzun olacak anlaşılan, biraz dinlenmem gerekiyor ”

Cevap vermedim, zaten yanıt vermemi de emretmemişti. Eski ahşap bir koltuğu yanıma sürükledi ve ellerimi halkalarından koltuğun ayaklarına bağlayarak güzelce kuruldu. Ayaklarım hala sabitlenmiş durumdaydı ve ne yapacaksa tekrar fazla çırpınma şansım olmayacaktı. Güzel kara deriden çizmelerini hala çıkarmamıştı. Bir elinde koli bandı ve diğerinde de buruşuk bir peçete ya da hela kağıdı olduğuna dikkat ettim ( ki aka bir ihtimalle bayıldığım sürelerden birinde tuvalete kısa bir ziyareti olmuştu ). Ağzımı açmamı emretti, sonuna kadar açtım. Ve bol bol kullandığı kağıdı gelişigüzel ağzımın içine tıkıştırdı. Çenem ayrılacak kadar fazla kağıt vardı ağzımda ve çenemi kapattırarak ağzımı sıkıca bantladı. Böylelikle tad alma duyum yalnızca onun istediği seviyeye hizmet ediyor, sadece burnumdan soluk alabiliyordum. Bir Cafe Creme yaktı ve viski kadehini eline alarak TV izlemeye başladı. Bense ağzım bağlanmış biçimde ayaklarının dibinde öylece bitkin yatıyor ve neler olacağını merak ediyordum. Çizmeli ayakları ile yüzüme basmaya başladı. Gözümü çıkaracağından kaygı ediyordum ama bana bakmamasına karşın fazla itina gösteriyordu ( yapacaklarını görebilmem için bir çift sağlam göze ihtiyacım vardı ). Vakit vakit burnuma iyice bastırıyor bu da soluk almamı fazla zor hatta imkansız hale getiriyordu. Daha evvel de breath play yapmıştık ama bu sefer play yoktu. Ağırbaşlı ağırbaşlı beni öldürmeyi kafaya koyduğunu düşünüyordum çünkü her seferinde neredeyse mosmor olana kadar soluk almama ruhsat vermiyordu. Tabi bu arada elindeki sigarayla vücudum da desen çalışmayı yapmayı da ihmal etmiyordu, ama bu katlandıklarımın yanında fazla hafif kalıyordu. Sanırım 2 saat kadar dinlendi ( tabi ben hiç dinlenememiştim )

Birden ayağa kalktı. Aynı şekilde kullandığını tahmin ettiğim öbür bir parça hela kağıdını burnumun üzerine denk istikbal şekilde bantladı. ıtır alma duyum da onun dilek ettiği seviyede hizmet ediyordu artık. Ve bu sefer gözlerimi de bantladı. Kulaklarıma ise eski macun tıpaları takarak beni tam anlamıyla bir oyuncak haline getirdi. Tanrıçamın kıymetli bedensel atıklarının güzel kokusu ciğerlerime nüfus ederken ki öbür seçeneğim yoktu endişeli bir bekleyişe daha girdim. Ama hiçbir şey göremiyor, duyamıyor, dokunamıyor ve ıtır da alamıyordum. Bir anda karnıma oturdu, ani basınçtan bunu anlamıştım. Ve bir kez daha dimdik olmuş penisimi avuçlarına aldı. İşte şimdi fazla korkuyordum. Tamamıyla çaresizdim ve kendimi savunma imkanım sıfıra inmişti. Yeni yaktığı sigarası ile penisimi ufak ufak yakmaya başladı, evvel en dibini, sonra ortalarında gezindi. Kıvranıyor, inliyor ama bir tek sözcük bile ses çıkaramıyordum. Sadece boğuk bir yalvarma, bıraktım direnmeyi sonrasında ve acıyı tamamıyla kabullendim. Bana bunu müsait görmüştü ve ben de kabullenmek zorundaydım. Penisimin ucunda nazik yanıklar yaratırken bunları düşünüyordum. Acıdan zonkluyordu, ama daha fazlasını istiyordum. Sonra gözlerimin bağını çözdü ve gülümseyerek gözlerimin içine baktı. Bir avucuyla burnumu tamamıyla kapatırken, öbür elindeki sigarayı daha evvel sigarayla dokunmadığı testislerime götürdüğünü tahmin ediyordum. Ama bakışlarını benden ayırmıyor, yüzümdeki dehşet ifadesiyle eğleniyor defalarca orgazm oluyordu. Gözlerimin içine baka baka bir güzel söndürdü sigarayı testislerimde ve yaşlar boşandı bir defa daha gözümden. O ise pasif ve buyurgandı. Eğildi ve gözyaşlarımı topladı diliyle. Tekrar gülümsedi, Hiçbir şey duyamıyordum ama dudakları kıpırdıyordu ” yalvar köpek, ayaklarımın altında yalvar ” ve ben tekrar kendimden geçtim. Kaç saat sonra kendime geldiğimi bilmiyorum. ama size şunu söyleyeyim bir insan üzerinde ne kadar varyasyon denenebileceği tamamıyla düş gücüne bağlı. kendimi kollarım ve ayaklarım arkamdan bitiştirilmiş vaziyette tavandan sarkar buldum. sadece o şekilde asılı durmanın bile ne kadar keder verdiğini tanım edemem. görüşümdeki bulanıklık açılmaya başladığında, tanrıçamı tam surat hizamda ayağında postalları olduğu halde oturur ve gülümser buldum.

” Demek uyandın, tembel köpek” demesiyle postallı tekmesi yüzümde patladı. Yıldızları sayarken rastgele tavandan aşağı sallanıp duruyordum. “bak bakalım markasını okuyabilecekmisin ” tekrar tekmeledi yüzümü. 10-15 dakika boyunca oturduğu yerden kafamı tekmeleyip nasıl sallandığımı izleyerek eğlendi. takip eden dakikalarda zincirin bağlı olduğu elektrik motorlu palangadan yerden yüksekliğimi denetim ederek beni biraz daha aşağı sarkıttı ve karnımı, hayalarımı, göğsümü tekmeleyip durdu. başım aşağı sarkmıştı artık ve kendimden geçmek üzereydim. fazla canım yanıyordu ve o durmak bilmiyordu bir türlü. kahkahalar atıyordu. sonra kırbaçlamaya başladı 9 kuyruklu ile. öyle çaresizdim ki. her kırbaç darbesinde nefsim terbiye oluyordu resmen. kendimi tamamen onun adaletine bırakmıştım. derimi yüzecek gibi vuruyor ve gülüyordu. Sonrasında göğüs uçlarıma tekrar testere dişlileri, ve testislerime de ufak bir kelepçe bağlayarak yerdeki halkalara tutturdu. palanga sistemi ile beni tekrar yukarıya kaldırdı. göğüs uçlarım ve testislerim inanılmaz derecede gergin vaziyette duruyordu. sonra inanılmaz bir şey yaptı. ben o şekilde tavandan asılı durur ve kendi ağırlığıma bile dayanamazken sırtıma oturdu ve bacaklarını omuzlarımın iki yanından aşağı sarkıttı. kol ve bacaklarımın kırılacak gibi gerildiğini hissettim. işte şimdi benden bir salıncak yapmıştı. 1 saat kadar şarkılar söyleyerek sallandı ve göğüs uçlarım yırtılacak gibi olup her bağırdığımda saçlarıma asılarak canımı yaktı. Sonra beni yere indirmeye tenezzül etti. el ve ayaklarımı tavandaki zincirden kurtardı ve tekrar sırtımda toplayarak birbirine zincirledi. daha sonra ağır ağır yürüyerek koltuğuna oturdu ve beni yanına çağırdı. yanına gidebilmem için eni mevzu, bahis sürünmem gerekiyordu ve bu da sonsuza kadar sürdü diyebilirim. ” buraya gel ufak köpeğim. gel de seni güzel ayaklarımla ödüllendireyim ” ve saatlerce ayakkabıların içinde terlemiş mübarek ayakları ile ödüllendirdi beni. tabanlarını, parmak aralarını emdim ve öptüm.